Mecidiyeköy - İstanbul
+90-212-706-1111

IHAM iddet süresi

İHAM’ın İddet Süresi Kararı

İHAM’ın İddet Süresi Kararı

Madeni Kanun’un 132. maddesi uyarınca, evliliği sona eren bir kadının yeniden evlenebilmesi için evliliğin sona ermesinden itibaren 300 gün geçmesi şarttır. Medeni Kanun’da düzenlenen bu yükümlülük, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) 27 Haziran 2023 tarihli Nurcan Bayraktar v. Türkiye (Başvuru No: 27094/20) kararıyla uluslararası insan hakları hukuku alanında çok ciddi bir yapısal eleştiriye tabi tutulmuştur. Bu makalede, iddet süresinin hukuki niteliği, Nurcan Bayraktar davasının gelişimi ve AİHM’in bu tarihi kararında ortaya koyduğu gerekçeler incelenecektir.

1. Türk Hukukunda İddet Süresi ve Amacı

Yasadaki iddet süresinin temel amacı, kadının önceki evliliğinden gebe olma ihtimalini gözeterek doğacak muhtemel çocuğun soybağında (babalık karinesin) yaşanabilecek karışıklıkları önlemektir. Mevcut düzenlemedeki bu iddet süresi süre kesin bir evlenme engeli değildir; daha açık bir ifadeyle süreye uyulmadan kıyılan nikahlar geçerli sayılır. Ancak iddet süresini beklemek istemeyen kadının önünde tek bir yasal yol vardır: Aile Mahkemesinde dava açarak hamilelik testi yoluyla gebe olmadığını kanıtlamak ve iddet davası ile iddet sürenin kaldırılmasını talep etmektir.

2. Sürecin Gelişimi

Başvurucu Nurcan Bayraktar, 2012 yılında eşinden boşanmış ve bu karar 2014 yılında kesinleşmiştir. Başvurucu, evlenmek amacıyla yasal iddet süresinden muaf tutulmayı talep etmiştir. Ancak bu muafiyeti, kanunun zorunlu kıldığı tıbbi bir muayeneden (hamilelik testi) geçmeksizin doğrudan talep etmiştir. Aile mahkemesi Medeni Kanun madde 132’nin emredici hükmüne dayanarak başvurucunun sağlık raporu sunmadan bu süreyi kaldıramayacağına hükmetmiş ve talebi reddetmiştir. İstinaf başvurusu da reddedilen ve böylece iç hukuk yollarını tüketen Nurcan Bayraktar, bu zorunluluğun kadın kimliği üzerinde bir ayrımcılık yarattığını, evlenme hakkını ve özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini savunarak konuyu Anayasa Mahkemesi‘ne taşımıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi Medeni Kanun’un 132. maddesini Anayasa’ya aykırı bulmamıştır.

3. AİHM’in İhlal Gerekçeleri ve Analizi

Anayasa Mahkemesi kararı sonrası süreci İHAM’a taşıya Nurcan Bayraktar İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 8. maddesi (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) ve 14. maddesi (ayrımcılık yasağı) haklarının ihlal edildiğini beyan etmiş ve mahkeme de Türkiye’nin ihlalde bulunduğuna karar vermiştir. Mahkemenin gerekçeleri üç temel hukuki bağlamda oluşmuştur.

AİHM, sadece kadın biyolojisine dayanarak getirilen bu tür kısıtlamaların, modern bir toplumun gerçekleriyle bağdaşmadığını vurgulamıştır. Mahkemeye göre, kadının hamile olup olmadığı meselesi tamamen onun özel hayatının mahremiyetine sıkı sıkıya bağlı bir alandır. Devletin, sırf kadın olduğu için bir bireyi potansiyel bir “gebelik odağı” olarak kodlaması ve onu resmi makamlar önünde bedenine yönelik tıbbi bir ispata zorlaması, kadın cinsiyetine yönelik geleneksel ve ataerkil bakış açısının bir yansımasıdır.

Geleneksel hukuk sistemlerinde soybağını korumak için zaman ölçütü (300 gün) tek çare olarak görülmekteydi. Ancak AİHM, modern tıbbın (özellikle DNA testlerinin ve gelişmiş babalık belirleme yöntemlerinin) ulaştığı seviyede, biyolojik babalığı korumak için kadının evlenme özgürlüğünü 10 ay boyunca askıya almanın ya da onu yargısal bir külfete sokmanın orantısız ve gereksiz bir tedbir olduğunu belirtmiştir. Erkeklerin boşandıktan hemen sonra hiçbir yasal süreye veya tıbbi teste tabi tutulmaksızın ertesi gün dahi evlenebilmesi, ancak kadınların bu hakka erişmek için mahkeme kapılarında bürokratik ve bedensel bir süreçten geçmek zorunda bırakılması, mahkeme tarafından “objektif ve haklı bir gerekçesi olmayan doğrudan ayrımcılık” olarak nitelendirilmiştir.

4. Sonuç ve Türk Hukukuna Etkisi

AİHM’in Nurcan Bayraktar v. Türkiye kararı, insan hakları ve kadın hakları mücadelesinde paradigmal bir dönüşümü işaret etmektedir. Her ne kadar Türk Anayasa Mahkemesi geçmiş dönemlerde iddet müddetini biyolojik farklılıklara dayandırarak Anayasa’ya uygun bulmuş olsa da, AİHM’in bu net ihlal kararı karşısında Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri gereği yasal bir reform yapması kaçınılmaz hale gelmiştir. Modern hukuk sistemlerinde bireyin kendi bedeni üzerindeki tasarruf hakkı ve evlenme özgürlüğü asıldır. Soybağının korunması gibi meşru bir amaç, kadını ikincilleştiren ve onu bürokratik bir mekanizmanın nesnesi haline getiren araçlarla sağlanamaz. Türk Medeni Kanunu’nun 132. maddesinin, kadının beyanını esas alan veya tıp teknolojisinin imkanlarını kadına bir ceza/külfet olarak yüklemeyen modern bir formülle yeniden düzenlenmesi, demokratik ve eşitlikçi bir hukuk devletinin gereğidir. Çağın gerisinde kalan, kadın erkek eşitliğine aykırı olan iddet düzenlemesinin kaldırılmaması halinde Türkiye Devleti benzer tazminatlar ödemeye mahkum edilecektir.

Leave a Reply